25 Ekim 2013 Cuma

hakan savlı'ya dair

                                                                                     Hakan Savlı
M. Cahit Uzungece  
Karga İçin Yazdı

Hakan Savlı’nın iki Şiirindeki Adana ve Hatıraları
Bir Şehrin Gizli Hikâyesi
70’li yılların Adana’sını az çok bilenler, özellikle şaire yaşça yakın olup o vakitlerde çocukluk dönemlerinde olanlar Kembo’da anlatılan, Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de değinilen yerleri kendi anılarıyla da yaşayacaktır. 
O Adana,
ömrümüzün en güzel yıllarını yaşayan Adana’dır. 
Küçüksaat Meydanı’nda sabahın en erken saatlerinden itibaren bekleşen ameleleri, 
onların Adana usulü pide ekmek içinde yine Adana usulü halka tatlıdan oluşan kahvaltılarını, 
Fikret Otyam’ın fotoğraflarında da gördüğümüz kasketli, kimi şalvarlı, yelekli duruşlarını hiç unutulmamıştır zaten onları belleğine kaydedenler. 
Bu dizelerle de geriye küçük bir dönüş olmuştur. 
“Küçüksaat’le Hurmalı arasında” (Kembo’dan)  yani Kuruköprü Meydanında o yılların büyük mitinglerinden birinde; 
şimdi yeri büyük bir otel olan, o zamanki Cumhuriyet İlkokulunun “babacan” müdürünün sol yumruğunu kaldırıp miting sloganlarına katılışını hatırladım okulun ön bahçesinde.
“Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi”  
(Kembo’dan)
Oradayım 1975’in kışında, Cumhuriyet İlkokulunda öğrencilerin; otelin, okulu satın alıp alanına dâhil etmesine karşı yaptıkları “direnişte”...  Kembo!
“Cırlak sesli, palavracı, yaşlı kebapçı
Küçüksaat’le Hurmalı arasında, kebap arabasının önünde iki çocuk
Mossat ajanlarıyla savaşını dinlerdik;
Dansöz Züleyha’nın şifrelerini nasıl çözmüş dünyanın en güzel şiirlerini o yazmış Bir gün küçük bey lanet edip yaktım hepsini...”  
(Kembo’dan)

Yine Küçüksaat’le Hurmalı arasında, 
Kuruköprü’den Dörtyol ağzına Doğru; Maksim’in Yeni Pavyon’un Pamuk Palas’ın bir alt sokağı, 
70’li yılların Adana’sının en renkli mekânlarından biri olan Asri Sinema Sokağı’nda... 
Asri Sinema Sokağı, filmciler sokağı... Onlarca film şirketinin bulunduğu yer. 
Artık hayallerde bile olmayan insanlar... 
En az Kembo kadar ilginç kebapçı Selahattin Usta, yardımcısı Moiz...
Sonra bir esnafla tavla olmayan Bilal İnci, 
sokağın ucunda ilk ve son kez gördüğümYılmaz Güney, 
oraları mesken tutan çiftçiler, küçük ağalar, viranelerde oturan kadınlar, 
Sıdıka Bacı, 
torunlarının top oynarken kırdıkları mağaza camının önünde tüm hafta sonu, gece gündüz bekleyen seksenlik Ayşe Kadın, 
sokağın orta yaşlı erkeklerinin kalbini titreten Terzi Süreyya...  
Sonra Avni Usta...
Ne çok zaman geçmiş...
  • Kedi gibi miyavladığı için eğlendiğimiz, kâğıt toplayıcısı yaşlı adam... Onun, biz kulle (misket) oynarken bir süre bizi izleyip “Bir zamanlar bizde oynardık! Ama şimdi yalan oldu!” deyişi... Söyledikleri kadar konuşmasına da şaşırdığımız adam. Oysa o sadece miyavlar ve kâğıt toplardı... Biz öyle sanırdık.
“Dayıoğlu öldüğünde işemeye giderken
düşüp damdan bir beyaz gecesi
kasabın duvarına yağlı boyayla yazdı
Adanalılar evlerin tepelerinde uyunmaz …” (Kembo’dan)
Yine Asri Sinema Sokağında Kebapçı Nuri’nin ikinci karısından olan oğlu Sinek Muhittin’in uçurtma uçururken evin damından düşüp ölmesi... Terliklerin günlerce duvar kenarında kalışı...
Sonra o çocuk dünyamla âşık olduğum genç kız, elektronikçi Ergün’ün nişanlısı... Varlığımdan haberi var mıydı ki?
“Herkesle kavgalıydı, bütün mahalleyi ilıbar etmişti
Bu aşağıda adı yazılı olan şerefsizler kaçak elektrik kullanmaktadır
kendini de yazmış çakılmasın diye ama belediyeciler gidince,
 doğruca linç etmeye kalktı komşular...” (Kembo’dan)
  • Terzi Coşkun’un; “Şerefsiz doktor, öldürdü bizi iki dakkada. Bu kalple üç ay yaşayamazmışım...” deyişi ve bir ay sonra ölüşü... Ve onun anlattığı bir intihar hikâyesi :
“Çocuk aşktan delirmiş gibiydi, Allah var yakışıklıydı. İçerdi ama... Usta, çıktı evin damına indiremediler. Kibrit çöplerinin kavlarını koparıp koparıp yedi...”
bunları bir, bir hatırlatan dizelerle dolu Kembo. 
Hayatın tam içinden dizeler... 
Şimdi ne o eski Adana var ne de o insanlar. “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler çekip gittiler.”(...)

“Hep alay konusuydu, sinir içinde, ama bizim dostumuz iki çocuktuk, birimiz denizci olduk, kıvırcık saçlı
Bütün denizleri dolaştınız, ne buldunuz küçük bey?
bense bu odalarda onun hayaletiyle geceleri
size bir şeyler verebildiysem, bana ne mutlu
Kembo gitti dediler, kalpten, gülmek tuttu ikimizi
...ama Çomar’ı öyle görünce...
O saygıdeğer canlı bir evdeki kadından daha iyi anladı.
Oradaydım 1979’un bir yaz gecesi
Bir adam balkonda bağırıyordu, pijaması delikli fanilasıyla
Bir gün bu yıldızlara hayatı götüreceğiz!
Söyleniyordu karısı, komşular
Yukarılara bakıyordu, cılız, çarpık bedeniyle, nemli gözlerle
Duymuyordu, dalıp gitmişti.
Kembo... 
(Kembo’dan)
  • Kembo’daki “kıvırcık saçlı”yı Sanşo Panza’nın Ölümü’nde de görürüz. Önceki şiirdeki denizci, Sanşo Panza’nın kendisidir bu şiirde.
“Ona sınıfta Sanşo Panza derlerdi/ Siyah boncuk gözlü, kıvırcık saçlı
Dostum derdik birbirimize/ Akşamları fabrikalar dağılır
Yemeklerini yiyip/ Uyurdu dünyalılar... İkimiz camda
Göz kırpardık el/ fenerleriyle.../ buradayım/ dostum
ben de/ buradayım”                                  
(Sanşo Panza’nın ölümünden)

  • Yakın Arap köylerinde gidilir, o mahzun çocuklardan jilet atma öğrenilir... Sonra...  İlk “yara’ların” mutlulukların edinildiği eski Adana genelevi...  İç içe girmiş izbe binalar, etrafta hamamlar, seks sinemaları, tatlıcılar, kahvehaneler, çayhaneler... Filmlerden düşmüş karelerde mekânlar, yüzler... Hurmalı mahallesindeki eski istasyon, raylar, giden trenler...
    Gidenler...
“Kuruköprü’nün arka sokaklarında
sokak kedilerinden Seyhan’a kadar
çaycılar, ameleler, simitçilerle... Dostluk biz bunu herkes anlamaz...
giderek nasıl oldu? Fark edemedim
bu Bukowski pislikleri, alkol ve serserilik
dostum, yenilip yitirdi karanlıkta el fenerini
...artık ışık/ yok ordan ama
Buradaydım/ ben buradayım” 
(Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)
  • 70’li yılların (ve daha öncesinin) Adana’sından bugüne...   Gidenler...  El fenerini yitirenler... 
“Daha güzel bir dünya”nın idealindeyken şimdi yolunu yitirenler...
“Tatlı hayat” düşkünleri... Biraz hüzünlü, biraz yenilmiş...
Artık her yerde el fenerini yitirmiş  Sanşo Panza’lar...
“...ağlama dostum... Hadi ağlama...”
(Sanşo Panza’nın Ölümü’nden)
  • Bu iki şiirle Hakan Savlı bir dönem Adana’sına (belki Türkiye’sine) hiç yitirmediği el feneriyle (küçük bir kesitte de olsa) ışık tutmaktadır.
Şiirsel değeri, yeteneği bir yana bırakıp bu yönüyle baksak da şiirler, Hakan Savlı önemlidir.
“siz bunlara gülen küçük beyler
var oluşunuzu gerçekleştirebildiniz mi? 
(Kembo’dan)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme