15 Temmuz 2014 Salı

tammuz


Sümer mitolojisinin unsurlarındandır Tammuz daha sonra Temmuz olur.

Damızı ve sıcağı da temsil eder.

Daha sonra Yunan mitolojisine geçen Suriye inancına bağlı Adonis ile Tammuz aynı karakterlerdir.

Hikâyesi pek dramatik olan Adonis de Adana’nın isim dönüşümünde başlangıç noktası olarak bilinir.

Turuncuya çalan sarısıyla, sıcağıyla, ovasıyla

Adana Temmuzdur

ve yeniden doğuşumuzun gündönümünde Temmuz Adana’dır

evet

Bu manada bizim için önemlidir Temmuz.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

vaziyet alış ve-


Vaziyet alış: Bir insanın davranışlarından çıkarılmış psikolojik süreç örgütlenmesi-

"Vaziyet alışlar, 
ideolojiler gibi, 
insan eylemine yön veren, onları şekillendiren iç yapılardır."

o "vaziyet alış"ların fikri arka planı adeta bir western dekoru iken- katliamlar yapacak kadar da dehşetengizdirler vaziyet alış'lar...
ve
güdülmek...

26 Haziran 2014 Perşembe

Avuçlarımda Bir Sen Var

Önümde bir ceset var, yıkanmış
Ölüler kımıldayamıyormuş Dorok
Dudakları çizgilerle bölünmüş, susamış
Şimdi bir yer seç oraya gömelim
Sen cennet de ya da cehennem
Ne fark eder ki , aynı acı aynı keder

Elimde bir tutam saç var Dorok, işlenmiş
Güzelce kıvrılmış kenarlarından
Daha kaç kadının saçı elimde kalacak susma, konuş Dorok!

Ben bir öksüzüm Dorok, bunun ne demek olduğunu en iyi sen bilirsin
Önümdeki ceset gibi hiç kımıldamadan öylece tutunurum boşluğa, saatlerce
Peki sen kaç gecedir neredesin Dorok, tam üç kez seni özledim

Artık sokaklarda çocuklar şarkı söylüyor Dorok, dikkat et
Ölü çocuklar şarkı söylerler ölü hayallerine
Şarkıların hayaletleri ölümlere susanları bulur Dorok, kaç uzaklara

Elimde bir cop var, kırılmış
Sekiz beden parçalamış, gerisini sayamadım ağlamaktan
Söylesene Dorok, neden kanamamış hiçbir yerleri?
Usulca ölmüşler, izlemişiz içinde haykırmalar olan sessizliklerini

Cebimde bir metelik yok Dorok, acıkmış
Söylesene onur satılıyor mu buralarda, kaç paradır?
Satacak hiçbir şeyimiz kalmadı, bizi bile sattık, bir sen kaldın, yapamam onu da
Ellerini çıkar cebinden Dorok, bırak da ceplerin üşümesin

Gözlerinin kenarları kıpkırmızı Dorok, söyle ne yaptılar sana
Dövdülerse gidelim bir de beraber dayak yiyelim
Biz daha kaç kez böyle öleceğiz Dorok?

Aklımda bir mezar yeri var, sahibi yok, terk edilmiş
Hangimiz yatalım oraya Dorok, karanlık
Uğramaya cesaret edemez hiçbir düşünce
Ağlanılacak zaman mi Dorok, geri getiremezsin sözcükleri

Durma bir yerde, sürekli hareket et Dorok, burası kurtlar ini
Kolla beni, tam ortalarına girip bir de orada öleceğim
Biz kurt avlamaya geldik unutma Dorok, koyun korumaya

Acele et Dorok, burada zaman çok hızlı geçer
Bundan dolayı hızlı yürürüm, anla beni
Korkuyorum Dorok, titriyorum, nefesin çok soğuk
Ölme Dorok, bekle beraber ölelim.

Ali Suat Arslanlı

21 Haziran 2014 Cumartesi

okuma notları

Ve Durgun Akardı Don

Yabancı eserlerin adı Türkçeye çevrilir elbette. Çevrilirken de uyarlanabilir. Bazıları orijinalliğini korur. Özel bir isim olunca özellikle. 
  • Örneğin Paul Auster’in “Timbuktu”su böyledir. 
  • Türkçeye uyarlanırken etkisini kaybeden isimler de olabilir, 
  • ayrı ayrı isimlendirmeler de. 
  • Bu yayınevlerine veya çevirmene göre değişir. 
  • Örneğin Emily Brontë'nin tek romanı “Wuthering Heights”...
  • genelde ‘Uğultulu Tepeler’ olarak anılır ama kiminde de ‘Rüzgârlı Bayır’dır adı. 
  • Her iki çeviri de güzeldir bence.
Bir de uyarlamayla adı güzelleşenler de vardır, daha etkili olanlar. Bunun en güzel örneği Rus romancı Mihail Şolohov’un orijinalinde adı ‘Tihi Don’ olan eseridir. Çevirisi ‘Durgun Don’. Don Nehri boyunca yaşayan Kazakların hikâyelerini anlatır. Türkçeye “Ve Durgun Akardı Don’ olarak çevrilmiştir. Böylece zaten güzel olan bu roman Türkçedeki adıyla daha bir güzel olmuştur. Okunası bir roman...

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/ae/Don_(Voronezh_Oblast).jpg/288px-Don_(Voronezh_Oblast).jpg

  • Bir cümleye varmak için yolu çok uzattım biliyorum. 
  • Ve romanın 1. cildinde şöyle de bir söz geçer, 
  • gerçi böyle yüzlerce çarpıcı cümle vardır ya akışın içinde, 
  • şunu paylaşmak yeter, özdeyiş lezzetinde; der ki Şolohov:
“Hayatın, insanoğluna baş eğdirdiği kendi yasaları vardır.”

Şöyle toparlayayım o zaman biraz kahvehane felsefesi yaparak; ve dilerim hayatımız o baş eğdiren yasalarla muhatap olmaz.

Olmaz mı?

Bal gibi muhatap olur ne hazindir ki, ki olmaktadır hala…
Haddizatında külli hayatımız, hayatın değilse de bize hayatlar dayatanların baş eğdirdiği yasalarla, adeta kendi ‘keyfi’ yasalarıyla geçmektedir, hey hat!

20 Haziran 2014 Cuma

unutma eşiği ve biz 4

Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin.

  • Maden patronlarının kurnazlıkları 
  • ve devletin ilgisizliği 
  • ortada hala duruyor öylece.
Genç kalemler de yazmaya devam ediyor, hiçbir şey olmamış gibi davranmadan.
Aşağıdaki yazı Berkay’ın (yaş 15) Soma’ya ilişkin görüşlerini içermektedir.
Özgüvensizliği Yıkmanın Yolu
Günümüzde işçiler çok zor şartlar altında çalışmaktadır. Özellikle de maden işçileri. Yerin 3000 metre altında çok zor şartlar altında çalışıyorlar. Böylesine tehlikeli bir ortamda güvenlik ve tedbirin en üst seviyede olması gerekirken sırf daha fazla kar elde edebilmek uğruna birçok ihmal söz konusu. Sırf birileri daha fazla para kazanacak diye "resmi kayırlarda" 302 işçi hayatını kaybetti. Bunun açıklaması "işin fıtratında var" olamaz. Bunların hesabı sorulmalıdır.
  • Madende çalışan işçiler 
  • ülkenin fakir kesiminden gelmekte 
  • ve çok düşük rakamlara çalışmaktadırlar. 
  • Böyle bir kazaya rağmen 
  • o işçiler 
  • gene madene girmeye razı olur 
  • çünkü başka şansları yok.
Bakmak zorunda oldukları aileleri, ödemek zorunda oldukları kredi borçları var.
"Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin" diyen adam bunu geçirdi şoktan ya da temizlik için söylemedi. Kimse o ruh haliyle bunu düşünmez.
  • O çalışma ortamında 
  • o kadar çok ezilmiş, 
  • hor görülmüş ki o bu soruyu sorabiliyor. 
  • İsçilere daha insani bir çalışma ortamı sağlamalıyız. 
  • Avrupa’da maden işçileri 
  • ancak 3 yıl eğitimden sonra madene inebilmekteyken 
  • bizim ülkemizde, 
  • Soma'da, 10 günlük işçilerin olduğu tespit edilmiş. 
  • İnsanlardaki özgüvensizliği ortadan kaldırmalıyız.
Bu da ancak eğitimle olur. İnsanlar eğitimli olursa kendine güvenir, hakkını arar, bilinçli olur. Böyle bir soruyu soracak hale gelmez.
Berkay

18 Haziran 2014 Çarşamba

ilk baskı

elleri var özgürlüğün-
*
Oktay Rifat
1.Baskı 64 Sayfa
Mart 1966
_________
elleri var özgürlüğün
gözleri ayakları
silmek için kanlı teri
___