soma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2014 Cuma

unutma eşiği ve biz 4

Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin.

  • Maden patronlarının kurnazlıkları 
  • ve devletin ilgisizliği 
  • ortada hala duruyor öylece.
Genç kalemler de yazmaya devam ediyor, hiçbir şey olmamış gibi davranmadan.
Aşağıdaki yazı Berkay’ın (yaş 15) Soma’ya ilişkin görüşlerini içermektedir.
Özgüvensizliği Yıkmanın Yolu
Günümüzde işçiler çok zor şartlar altında çalışmaktadır. Özellikle de maden işçileri. Yerin 3000 metre altında çok zor şartlar altında çalışıyorlar. Böylesine tehlikeli bir ortamda güvenlik ve tedbirin en üst seviyede olması gerekirken sırf daha fazla kar elde edebilmek uğruna birçok ihmal söz konusu. Sırf birileri daha fazla para kazanacak diye "resmi kayırlarda" 302 işçi hayatını kaybetti. Bunun açıklaması "işin fıtratında var" olamaz. Bunların hesabı sorulmalıdır.
  • Madende çalışan işçiler 
  • ülkenin fakir kesiminden gelmekte 
  • ve çok düşük rakamlara çalışmaktadırlar. 
  • Böyle bir kazaya rağmen 
  • o işçiler 
  • gene madene girmeye razı olur 
  • çünkü başka şansları yok.
Bakmak zorunda oldukları aileleri, ödemek zorunda oldukları kredi borçları var.
"Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin" diyen adam bunu geçirdi şoktan ya da temizlik için söylemedi. Kimse o ruh haliyle bunu düşünmez.
  • O çalışma ortamında 
  • o kadar çok ezilmiş, 
  • hor görülmüş ki o bu soruyu sorabiliyor. 
  • İsçilere daha insani bir çalışma ortamı sağlamalıyız. 
  • Avrupa’da maden işçileri 
  • ancak 3 yıl eğitimden sonra madene inebilmekteyken 
  • bizim ülkemizde, 
  • Soma'da, 10 günlük işçilerin olduğu tespit edilmiş. 
  • İnsanlardaki özgüvensizliği ortadan kaldırmalıyız.
Bu da ancak eğitimle olur. İnsanlar eğitimli olursa kendine güvenir, hakkını arar, bilinçli olur. Böyle bir soruyu soracak hale gelmez.
Berkay

16 Haziran 2014 Pazartesi

Soma Dramına Dair

Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin.

Genç kalemler yazmaya devam ediyor, hiçbir şey olmamış gibi davranmadan.
Aşağıdaki yazı Deniz’in Soma’ya ilişkin görüşlerini içermektedir.


Ekmek Peşinde Koşan İyi İnsanlar
Şimdiki dünya düzeni insanları birbirinden uzaklaştırmaktadır. Bu uzaklaşma ise yaşamımızın her anında karşımıza çıkar. Belli bir kısmı ezerken yeni gelen nesle de ezmek öğretilmektedir. Nasıl mı? Küçüklüğümüzden beri işçi amcaların kirli, fakirlerin de hırsız öğretilmesiyle başlar ezme duygusu. Bize iyi olmamızı aşılarken aslında diğerlerini kötü çıkarmaya çalışılmaktadır. Hırsız ve kirli insan sadece örnektir. Eli yüzü kirli sokaktaki insanlara baktığımızda kaçımız onun iyi biri olup ekmek peşinde koştuğunu düşündü ki zaten. 
  • Ezilen sınıf üstün sınıfı nasıl görmektedir diye düşünemeyiz 
  • çünkü hayata onların gözünden bakmadık ve bakamayacağız. 
  • Çünkü bunu tahmin bile edemeyiz. 
  • Onların da kendini yük olarak gördüğünü düşünüyorum. 
  • Eğer ben onların yerinde olsaydım kendimi yük olarak görürdüm. 
  • Aslında bu tamamen yanlış. Aslında biz onların yüküyüz.
Üzerinde durduğumuz örneğe gelecek olursak şunu düşünebiliriz. Kendi gördüğüm bazı hastane durumlarında da doktorların bazıları ve bazı asistanlar işçi sınıfından insanları dikkate almıyor. Bu hastane devletin vatandaşa bir hizmeti olması gerekirken vatandaş kendinin bu hakkı olduğunu düşünmüyor. Çünkü onlara bunun onların hakkı olduğunu hissettiremiyoruz.
  • Özellikle son 20 yılda özentilik ve kültürden kopma isteği içerisindeyiz. 
  • Marka giyip kola içip ahlak kurallarını çiğneme isteğimiz var. 
  • Annemin de anlattığına göre Anadolu insanı farklıymış. 
  • Misafir etme konusunda cömertken misafir olma konusunda ahlaklıymış. 
  • Bu işçinin ruh halinin 
  • kendini misafir gibi hissetme durumunda ortaya çıkan bir hal olduğunu düşünüyorum. 
  • Ama bu tamamen yanlıştır. 
  • Orada kendini misafir gibi değil, yük gibi değil, 
  • en doğal hakkıymış gibi hissetmelidir. 
  • Bizim görevimiz ise bu vatanda herkesi evinde hissettirmektir. 
  • İşçi, çizmelerini çıkarma düşüncesi yerine hakkını arama düşüncesinde olmalıdır.
Deniz 

12 Haziran 2014 Perşembe

unutma eşiğini yükseltmek için


Soma Katliamı Orada Duruyor
Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin.
Genç kalemlerden Melike yazdı
Sınıf ve Ayrımı
Toplumda hep lafta eşitlik deriz. Ama bu işçinin bu sözleri herkesin eşit olduğunu göstermiyor. Bu bizim suçumuz. Ona bu soruyu sordurtan biziz, bizim toplumumuz. Ona kendini bir sedyeden daha değersiz hissettirenler bizleriz. Dediğim gibi lafta eşitliği savunuruz ama yolda bir çöpçü gördüğümüzde yüzüne bile bakmayız. Onu yaptığı işten utandırırız. Büyük olaylardan sonra herkes doğru olanı söyler ne yazık ki olaydan önce doğruyu değil kendi istediğini yapar.
  • O işçiyi hatta çocuğunu bile aşağılar. 
  • Herkes bir doktora hayranlık, saygınlık duyarken maddi anlamda daha kötü bir ailenin babasını, o işçiyi, aşağılamaz mı? 
  • Kimsenin ben böyle yapmıyorum deme hakkı yok. 
  • Herkes bir çöpçüyü görünce çok pis kokuyor deyip yüzünü diğer tarafa çevirmiştir. 
  • Onu yaptığı işten utandırmış, o çöpten bile daha değersiz hissettirmiştir. 
  • Onun değersiz hissetmesinin en büyük etmeni toplumdur. 
  • Bana göre toplum dışındaki bir diğer suçlu ise hırslı devletlerdir, o devletlerin bize algılattırdığı zenginlik hatta insanlık ölçüsüdür.
Daha okulda başlayan bu algı herkesin sahip olduğu şeye sahip olmayan kişiyi dışlamayla kendini gösterir. Bunun gelişmiş hali bu işçinin kendisini sedyeden daha değersiz hissetmesini sağlayan, onun işinden hatta kendisinden utanmasını sağlayan algının ta kendisidir. Hep dizilerde ya da filmlerde görürüz hor görülmüş insanlar, maddi durumu yetmediği için çocuklarına istediklerini alamayan aileler. Ayakta alkışlarız o filmleri, bazıları nutuk çeker ancak herkes işçiye kafa çevirmeye devam eder. Bu algıyı yıkmanın yolu toplumca, devletçe çalışmaktır bence. Algıyı yıkmak kolay değildir.
  • Yaşanan Soma olayından sonra herkes bu işçinin sözünü paylaştı. 
  • Peki, yolda gördükleri işçiye, çöpçüye selam verip onları bir sedyeden daha değerli hissetmeleri için bir şey yapıyorlar mı, yapıyor muyuz? 
  • Bunun çözümü için algıyı değiştirmeliyiz dedik. 
Peki, nasıl değişir bu algı? En basiti sınıf ayrımı yapmadan yaklaşmak insanlara. Madencisine de doktoruna da aynı günaydını söylemek, aynı tarafımızı çevirmek her ikisine de. Zenginlik ölçütü olarak ölçütü olarak bize empoze edilenlerle savaşmak bu algıyı yıkmanın yolu.

Melike

25 Mayıs 2014 Pazar

altın palmiye

Aylak Adam'dan
Sanat özgür kalacak!

"32 yıl sonra. 
ikince kez, bir Türk yönetmen Altın Palmiye kazandı. 
Bunlardan ilki olan Yılmaz Güney, 
ödülünü
'kendi ülkesine' getirememişti. 
Ve ayrıca ödül alan filmi yıllarca 
'kendi ülkesinde' yasaklanmıştı. 
Umarım, Nuri Bilge Ceylan kendi sözleriyle 
'benim tutkuyla sevdiğim, 
yalnız ve güzel ülkem' diye
tanımladığı ülkesinde, 
filmlerini özgürce yapabilecek 
ve ödüllerini getirebilecek."