ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2014 Pazartesi

Soma Dramına Dair

Çizmelerimi çıkarayım mı, sedye kirlenmesin.

Genç kalemler yazmaya devam ediyor, hiçbir şey olmamış gibi davranmadan.
Aşağıdaki yazı Deniz’in Soma’ya ilişkin görüşlerini içermektedir.


Ekmek Peşinde Koşan İyi İnsanlar
Şimdiki dünya düzeni insanları birbirinden uzaklaştırmaktadır. Bu uzaklaşma ise yaşamımızın her anında karşımıza çıkar. Belli bir kısmı ezerken yeni gelen nesle de ezmek öğretilmektedir. Nasıl mı? Küçüklüğümüzden beri işçi amcaların kirli, fakirlerin de hırsız öğretilmesiyle başlar ezme duygusu. Bize iyi olmamızı aşılarken aslında diğerlerini kötü çıkarmaya çalışılmaktadır. Hırsız ve kirli insan sadece örnektir. Eli yüzü kirli sokaktaki insanlara baktığımızda kaçımız onun iyi biri olup ekmek peşinde koştuğunu düşündü ki zaten. 
  • Ezilen sınıf üstün sınıfı nasıl görmektedir diye düşünemeyiz 
  • çünkü hayata onların gözünden bakmadık ve bakamayacağız. 
  • Çünkü bunu tahmin bile edemeyiz. 
  • Onların da kendini yük olarak gördüğünü düşünüyorum. 
  • Eğer ben onların yerinde olsaydım kendimi yük olarak görürdüm. 
  • Aslında bu tamamen yanlış. Aslında biz onların yüküyüz.
Üzerinde durduğumuz örneğe gelecek olursak şunu düşünebiliriz. Kendi gördüğüm bazı hastane durumlarında da doktorların bazıları ve bazı asistanlar işçi sınıfından insanları dikkate almıyor. Bu hastane devletin vatandaşa bir hizmeti olması gerekirken vatandaş kendinin bu hakkı olduğunu düşünmüyor. Çünkü onlara bunun onların hakkı olduğunu hissettiremiyoruz.
  • Özellikle son 20 yılda özentilik ve kültürden kopma isteği içerisindeyiz. 
  • Marka giyip kola içip ahlak kurallarını çiğneme isteğimiz var. 
  • Annemin de anlattığına göre Anadolu insanı farklıymış. 
  • Misafir etme konusunda cömertken misafir olma konusunda ahlaklıymış. 
  • Bu işçinin ruh halinin 
  • kendini misafir gibi hissetme durumunda ortaya çıkan bir hal olduğunu düşünüyorum. 
  • Ama bu tamamen yanlıştır. 
  • Orada kendini misafir gibi değil, yük gibi değil, 
  • en doğal hakkıymış gibi hissetmelidir. 
  • Bizim görevimiz ise bu vatanda herkesi evinde hissettirmektir. 
  • İşçi, çizmelerini çıkarma düşüncesi yerine hakkını arama düşüncesinde olmalıdır.
Deniz 

30 Kasım 2013 Cumartesi

ölümlü kral ölümsüz gılgamış


M. Cahit Uzungece
Gılgamış'a dair yazdı
Karga için

I. Bölüm

Ne çok öykü biliriz, aşkın peşine düşmüş insanları anlatır. Hemen hemen her dilde vardır heralde bu tür konuları işleyen gerek anonim ve gerekse bireysel ürünler.
Paranın, servetin peşine düşmüş insanları, örneğin altın arayıcılarını da anlatan onlarca, yüzlerce hikaye... Bunların romanları, filmleri…
  • Orhan Pamuk’un senaryosuna, 
  • Ömer Kavur’un çektiği Gizli Yüz filminde de gördüğümüz gibi mutlak arayışın ardına tutkuyla düşmüş insanlar da var yine öyküleriyle. 
  • Tüm bunlar yaşam içinde, yüzyıllardır-binyıllardır insanla birlikte var olan, gelişen, yaşanan gerçekler. 
  • Her an rastlayabiliriz bir aşka düşmüş, 
  • para derinde veya umutla beklentiler içinde olan insanlara. 
  • Çevremizde yok mu maceraları mutlu veya mutsuz biten insanlar…
  • Olmaz mı.
Sanatçı da bu gerçekleri, yaşanması kişisel imliğinden süzüp, yeteneğiyle yetkinleştirerek yeniden kurar, denir. doğrudur. Yani gerçek bu kez sanatın penceresinden izlenir. Bir çok sanatsal yapıtta yazar, şair, ressam, müzisyen gerçeği yaşamdan soyutlayarak yeniden kurarlar keyfiyetinde. Belki budur bizi acımasız gerçeklere katlanır kılan. Yeniden kurulan, yaşamdan sıyrılan yaşam; yeni düşlerin umudu olan… Bilsem...
Destanların ulusların en eski ürünlerinden biri olduğu ve toplumsal bir umudu, düşü simgeledikleri bilinir. Toplum benliğinde destanlar ulusların varoluşu aşamasında karşılaştıkları zorlukları aşmada, sorunları çözmede ve yaşama sarılmada destekleyici birer etken olmuştur, filan. Ve aynı zamanda tüm zamanlarda insanlara moral…
  • Gılgamış Destanı’nın beslendiği kültürle bu yolda bir ilişkisi vardır sanırım… 
  • Destan içerik olarak elbette bir toplumsal coşkuyu temsil ediyordur. 
  • Ancak temas etmek istediğim bunlardan öte, bir birey olarak Gılgamış’ın efkarıdır…
Hüznüdür Gılgamış; çünkü o, tüm arayışlardan ve tutkulardan ötelerdedir. Bir aşk, bir servet değildir tutulduğu. O ölümsüzlüğün ardına düşmüştür bir ölümlü olarak. Bu anlamda yaşama ve ötesine bir itirazdır Gılgamış.
Mezopotamya’daki Uruk kentinin ünlü kralı Gılgamış’ın öyküsü, katıksız bir serüven, bir ahlak dersi ve trajedi karışımıdır. Hakikaten. Olaylar süresince destanı yaratan Gılgamış’ın ölümlülük sorunu üzerine eğildiğini, bilgiyi aradığını ve ölümlü insanların alınyazısından kaçmak istediğini not edilir meselenin uzmanlarınca.
Ölümsüz tanrılar trajik olmaz, denir. Gılgamış ilk insan kahraman değilse, şüphesiz, hakkında bir şeyler bilinen ilk trajik kahramandır böylece. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşinde olan kişinin tüm özelliklerini kendinde topladığı için Gılgamış’ın duygularına hemen ortak oluyoruz. En azından ben oluyorum. Ne var ki böyle arayış, ancak trajik bir sonla noktalanabilir. Belki de budur destanı ve Gılgamış’ı daha tanıdık, daha biz yapıp gerçekliğe yaklaştıran…

Birinci bölüm burada bitsin.
İkinci parça yarın.