yaşar kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşar kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2015 Çarşamba

çok pis bir hikaye

Dün Yaşar Kemal'in Pis Hikaye'sini okudum. Tatil filan derken daha az kitap okunuyor bence. Daha çok oyalanma, daha çok uyku, daha çok tembellik, daha çok peynir, daha çok rakı.
Böyleyken kanadım uyuşukça gitti kitaba.
İlk sayfayı, nasıl olsa bırakırım okumam, sonra devam ederim hisleriyle açtım. Sonra bir de baktım ki bitivermiş hikaye.
Adı üstünde, pis bir hikayeydi Pis Hikaye.
Ne kadar zalimiz,
ne kadar güçlüyüz,
ne kadar çaresiziz,
ne kadar korkağız,
ne kadar Kargayız,
ne kadar tilkiyiz
ne kadar egoistiz,
ne kadar yürekliyiz,
ne kadar kaçarız,
nereye kadar gideriz?
Ve daha bir sürü şey şu kısacık Çukurova hikayesinde; Zalim Çukurova...

Taşın içine sıkışmış iki damla su gibiydi, diye tasvir edeyim hikayeyi; çıkar kurtulurum zannedersin çıkamazsın, buharlaşır giderim diye umarsın, buharlaşamazsın.

Öyle kalırsın... Kısacık bir eser için daha fazlasını da yazarım hatta kendisinden de uzun yazarım, bir Çukurova kainatı bunu yazdırmaya müsait. Ama ne gerek var... Bulunur ve okunur.

Yaşar Kemal: Tanrı Yazar... sonsuza kadar okunur.

10 Ekim 2014 Cuma

son yılların en kötü romanı, son ada, Livaneli'den

Son Ada

Son zamanlarda okuduğun en güzel roman nasıl ki İzzet Dönmez’in Yatılı Düzlükleri adlı eseri ise son zamanlarda okuduğum en kötü roman da Zülfü Livaneli’nin Son Ada’sıdır.
Livaneli’ye göre Son Ada onun ilk politik romanıdır. Bunu yaparken de elbette öncülleri gibi bir metafordan yararlanarak kendi gerçekliğini kurmuştur. Benzerini gayet yetkin bir şekilde George Orwell’den görmüştük, 1984 ve Hayvanlar Çiftliği ile. Başka bir distopyayı Sineklerin Tanrısı ile William Golding yapmıştı.
Livaneli’nin Son Ada’sı bunların yanından bile geçemeyerek hem kendisi için hem bu romana ödül verenler için ve hem de çok sevdiğim Yaşar Kemal için ne yazık ki bir fiyasko olmuş, zira bu romanı “haksızca” övmüş Yaşar Kemal, “Zülfü, büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir.” diyerek.
Roman bir adada geçiyor; her şey güllük gülistanlıktır ama bir gün bir diktatör emeklisi gelir ve adayı allak bullak eder. Diyeceğim budur özet olarak, zaten roman da bu kadardır.
Hiçbir estetik derinliği yok. Romanın anlatıcısı ısrarla “edebi” bir iş yapmaya kalkmadığından bahsediyor, ezik bir karakter de çizerek roman boyunca, ama Livaneli nedense en nihayetinde bir roman yazdığını unutmuş.
Romanda her şey derinliksiz, adeta okuru salak yerine koyan bir tavır var. “Sen anlamazsın bu romanın mesajını ve ben bunu sana bak dümdüz anlatıyorum ki sen de ülkeler felakete nasıl sürüklenir anla.” tavrı… Bu tavır romanın anlatıcısından değil, Livaneli’nin kendisinden kaynaklanıyor. Karakterler karton dekorlar gibi, olaylar, olayların dayandığı metaforlar ilkokul düzeyinde, üstelik son derece lezzetsiz bir tarzda servis edilmiş bunlar okur masasına. En fazla bir gazete köşe yazısı veya eskilerden bir fabl olabilecek anlatı bize roman diye sunulmuş, Doğan Kitap da bunu basmış ve 2009 senesinin jürisi bu kitaba Orhan Kemal Roman Armağanını vermiş. Yukarıda dediğim gibi, Yaşar Kemal de bu son derece basit yani çapsız romanı bir güzel övmüş. Yaşar Kemal’e sitem ediyorum buradan, hayal kırıklığına uğradım bu manada.
Dünyada anlatılmamış bir şey yoktur, denir; önemli olan bunu nasıl anlattığındır. Konudan çok üsluba işaret edilir, yazarın bu yoldaki yaratıcılığına bakılır, gerçeği yeniden kurarak bina ettiği gerçeklik muhatap alınır.
Son Ada’da her şey bana yalandan geliyor; anlatıcının aşkı, âşık olduğu Lara, anlatıcının kahramanı olan Yazar’ın muhalifliği, adalıların küçük burjuva kaygısızlıklarından doğan bilinçsizlikleri ve tutarsız halleri, başkanın zulmü, martıların direnişi, tilkilerin kullanılır varlıklar olması, yılanların toplumu zehirleyen unsurlara denk gelmesi, bakkal çırağının duyarlılığı falan filan. Hepsi kof birer figür. Oysa roman dediğin hele ödüllü roman dediğin karakterler ister. Koca romanda bir tane karakter yok. Asıl şahısların yanında (karakter demiyorum), Livaneli’nin birdenbire aklına gelmiş gibi ortaya çıkıveren tipler var. Livaneli keşke, yazarlığa dair bir şeyler öğrenmek için Yaşar Kemal’i az olsun dikkatli okumuş olsaydı, hiç olmazsa onu da böyle mahcup etmemiş olurdu, en azından benim bakış açımda.

Son olarak. Livaneli’nin bu anlatıda dile getirdikleri yok saydığımız olgular değil, ama bir edebiyat mevzusunda bunların hiçbir kıymeti yok. Okumazsanız hiçbir şey kaybetmezsiniz. 
M. Cahit Uzungece

23 Ocak 2014 Perşembe

yaşar kemal


Yaşar Kemal
yalnızca çağımızın en etkili
en çarpıcı
en önemli yazarlarından birisi değildir;
hatta sözlerin ağırlığını tartarak
kelimenin tam anlamıyla söylüyorum,
tüm çağların da,
dedi
Marius Nogues.