30 Ekim 2013 Çarşamba

cahit sıtkı

Ummak

  Saim Eryiğit
  Karga İçin Yazdı
  ve Yazmak




Öldük ömürden bir şeyler umarak
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamazsın o türküyü
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü
Alıştığımız bir şeydi yaşamak
                       Cahit Sıtkı TARANCI
Yalın ve yoğun anlatım gerçek şiirin belki de en vazgeçilmez unsurlarıdır.
Pek az şairde bu iki özellik yan yana ve barış içinde yaşar.
İşte Cahit Sıtkı yalınlığı ve yoğunluğu at başı götürebilecek ender şairlerdendi.
Hayata duyulan sonsuz sevgi ve istek onun şiirine hüznü de beraberinde getirir.
“Anneciğinin dizinde bütün insanlık için ağlayacağını” söylemesi de bu duyuş ve düşünüştendir.
Kanadı kırık bir kuş hüznü de onunki;
uçmaya gücü yetmez, bir yanı daima çökük gezer.
Şair bir anda hayal etmiş ve ölmüştür.
İmgelem dünyasında, vaat edilen dünyayı beğenmez ve büyük bir boşluk olarak tanımlar.
İnançsız mıdır Cahit Sıtkı?
Sanmıyorum.
Ama o, bilmediği, beş duyusuyla kavrayamadığı bir âlemle ilgili ödül ya da cezayı da istemez.
Onun için aslolan günün “penceresinden eksilmemesi” dir.
Sitemi de eksiltene, bu dünyaya alıştıranadır.
Şathiyeyi bir “sitem” diye kabul edersek Türk edebiyatının tüm sitemlerini kıskandıracak güzellikte bir anlatım, bir duyuş, düşünüş ve ruh ürpermesidir bu mısralar.
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü…
Dünyayı;
sevgiliyi, aşkı, sımsıcak öpüşü;
nazlı seher sabah uykularını,
gülü, bülbülü, suyu, balığı, denizi, seher yelini…
Bütün güzellikleri bu kadar basit ve hepi topu üç tamlamalık bir kadroyla anlatmak kolay mıdır?
O belki bir uyak virtiozü değildi; ama ahengi, ritmi içten içe sezdiren şairdi.
Söylemek istediğini nasıl söylemek lazımsa öyle söylerdi.
Anlam ve ahenk hiçbir zaman birbirini rahatsız etmezdi.
Özgünlüğüne gelince;
onun “gök”leri de
en az
Attila İlhan’ınki gibi
“kullanılmamış”tı.

Ve ben, son gelen

                                                                                       W.H. Davies

HASTANE BEKLEME ODASI

W. H. Davies

Çeviren
Nezih Onur

Almak için ilaç, öneri ücretsiz,
Bekliyoruz sıramızı, fareler kadar sessiz:
İki anne ve onların küçük, küçücük kızları-
İkisinin de bukleleri açık sarı-

Ve ben, son gelen…

O çıplak odaya girerken,
Ne işiten oldu, ne fark eden; her iki anne-
Biri en şık giysileri içinde,
Dantelli, kadifeden bluzu,
Boyalı dudakları, pudralı yüzü;
Öbürü eski püskü içinde,
Soluk, beyaz, berbat bir çehre-
Birbirlerine sert, kötü gözlerle bakıyorlardı.

Oturdukları yerde her ikisinin çocukları,
Alınca bu görüntüden örneği
Surat astılar birbirlerine öylesine kötü niyetli.
Kadının biri, tek bir kelime
Boyalı dudaklarından işitmese de,
Dedi: “Niye geldim ki buraya?”

Bakışlarıyla yanıtladı öbürü, üstü başı pejmürde:
“Madem giyinip kuşanabiliyorsun gururla böyle,
Almak için ilaç, öneri ücretsiz,
İki dirhem bir çekirdek buraya niye geldiniz?”

Benimse ilaç değil ihtiyacım
Besleyici gıda ki canlansın kanım;
O gün bir atı bile mideye indirebilirdim,
Binicisini de pist boyunca kovalayabilirdim,
Oturup şaşkınlıkla, utançla bakmayıp da neylersin,
Bağırana değin o çağıran ses “Sonraki gelsin!”

29 Ekim 2013 Salı

Hakan Savlı'dan

Kalbim Hiç Bitmedi ki

yıkım, iki kişilik bir kasabadır aslında
ama seherse, bir kız doğar belki
annesinin camlarından ayrılır lavanta gemi
bir masal, bir baharla tanışmıştır kendi kendine
zarifçe diz çöker, yayılır pelerini…

yıkım iki kişilik bir kasabadır çarmıhlar, içinde
eksik bir bebek doğarsa, bir süre topallar kelebekler
ben ellerim cebimde gelirim sabaha bakarım sigara yoktur
                                        dudaklarımda
                                        sadece bir dudak eksikliği

“yenildik, her şey bitti”…
“her şey bitti” deme bana
yumuşacık bir şarkıdır o
bir sahil kasabasına gelen kış, bir tanrıça sahili
                                              kalbim
                                          hiç bitmedi ki

                                         Hakan Savlı

Bir Özgürlük Masalı

Abraham Lincoln  
(d. 12 Şubat 1809 - ö. 15 Nisan 1865) 
 zamanında 4 milyon zenci köle vardır. Sonraki 30 yıl içinde ABD’de 20 milyon ücretli köle meydana getirilir.
Abraham Lincoln’ün Güney üzerine zenci köleler tema’sıyla gitmesi salt bir özgürlük mücadelesi, özgür insanlar yaratma ideali değildir, der tarihçiler. 
Onların ihtiyacı olan, ülke sathında en ucuz emektir.
Güney’in özellikle tarımla yükselen ekonomik gücünü yıkarak Birliği bir tutmaktır. 
Zira Güney alıp başını gidecektir. Bu da Birleşik Amerika projesinin sonu olacaktır.
Diğer amaç da Kuzeyin ekonomik ve siyasal hareketlerine tüm ABD’de alan yaratmaktır. 
En önemlisi de (zencileri özgürleştirmek üzerinden)  insanlara görece bir özgürlük hissi verip işçileri tüm Amerika’da kendi gelenekleri yasaları, kuralları, yasakları, düzenleri, idealleri, töreleri, kültürleri çerçevesinde birer ücretli köleye dönüştürmektir.
Görüldü ki bu aslında emperyal bir projeydi. İçine tüm dünyayı alacak bir hesap…
Ölmeyecek kadar tok insanlar…
Bu yüzden Albert Parsons’un şu sözü önemlidir:
Bir adamı günde 12 saat çalıştırıp yaşaması için gerekli paranın yarısını ver, sonra da dikkatli ve haklı oy vermesini bekle. 
Çocukları açlıktan ölüyorsa oyunu satar mı satar arkadaş!
The American 
Telgraflar, haberciler, gazeteciler, parti görevlileri, şehirler arası telefonlar, gene telgraflar, sandıklar açıldıktan, oylar sayılmaya başlandıktan sonraki dalavereler, oy sandıklarının doldurulmuş olması…
Bu kıyamet gününde binlerce mezarlık ölülerini diriltiyordu. 
Bu seçim gününde beşikteki çocuklar ansızın büyüyüp oy verme yaşına geliyordu. Oy tüccarlarından başka kimsenin dosyalarında kaydına rastlanmayan sayısız nüfus cüzdanları…
Vagonları partizanlarla doldurup sandık sandık dolaştırıyorlardı. 
Oyların genellikle 5 Dolara satın alındığı biliniyordu. 
Bazı bölgelerde 2 Dolara bile fit olunduğu hatta hapishanelerde, çeşitli kamplarda kelle başı 50 Sent verildiği de görülüyordu. Sandıklardan bölgenin iki katı oy çıktığı da biliniyordu. 
Muhafazakar politikacıların rakip oyların önemli bir kısmını geçersiz sayıldığına tanık olunuyordu.
Bu Amerikan demokrasisinin bir parçası idi.

Kaynak: The American / Howard Fast

28 Ekim 2013 Pazartesi

kargamit


Kargaların ses ve davranışlarından çıkarılacak manalarla ilgili ilk yazılı kayıt Varahamihira’nın İ.S. 6. yüzyıla ait Brihat Samhita’sı.
9. yüzyıla ait kaynak Sanskritçe metin Kakajarita (Kaka-karga anlamına geliyor) ve bu metnin rahip Danacila tarafından Tibet diline çevirisi: Bya-rog-gi skad brtag-bya-ba (Karga Haykırışlarının Araştırılması).
Kuş ötüşünden kehanette bulunmak genelde Çin kökenli bir gelenektir.
Çin simgeciliğinin yöntemsel izlerini taşımakla birlikte, özellikle “kargalara bakmak” Hint-Tibet kökenlidir.
Tibet geleneğinde kargadan geleceği okumanın temel prensipleri şöyledir: Kargalarda kendi aralarında büyük farklılıklar taşırlar, karga türüne dikkat edilmelidir.
Kargalar olaylar karşısında özel tepkiler sergilerler.
Bu tepkiler okunarak yanıt oldukları olaylar da anlaşılabilir.
Karga davranış ve tepkileri gündoğumu, sabah, öğle, akşam gibi günün hangi vakti olduğuna göre değişir. Gözlemci ile karganın konumlarının yaptığı açı da anlam taşır.

27 Ekim 2013 Pazar

the karga

Kargagiller
(Corvidae) familyasından
Corvus cinsini oluşturan, iri yapılı,
düz gagalı,
pençeli,
tüyleri çoğunlukla siyah,
yüksek ve rahatsız edici sesli kuş türlerinin ortak adı.
Kuzgun,
Osmanlı Türkçesinde Kelâg olarak adlandırılır.
Kargalar tuhaf sesleri, siyah renkleri, parlak cisimlere olan düşkünlükleri ile mitolojiye ve sanata sıklıkla konu olmuşlardır.
Kimi öykülerde akılsız tasvir edilmelerine rağmen bazı araştırmalar karganın en zeki kuş olabileceğini göstermektedir.
Kargaların, köpekgillerden kurt vb. hayvanlarla belki de eşit zekâya sahip olduğu düşünülmektedir.
Dostlarımız ses taklidi konusunda oldukça yetenekli hayvanlardır.
Yapılan bazı çalışmalarda yaklaşık 100 kelimeyi ve 50 tam cümleyi ezberleyebilen kargalar görülmüştür.
Bazı Kargaların sahiplerinin seslerini taklit ederek köpek ve atları kızdırdıkları görülür.
Aynı zamanda
oldukça meraklı olan Kargaların
mektup, çamaşır mandalı, araba anahtarı gibi nesneleri ç'aldığı da sıklıkla görülür.

26 Ekim 2013 Cumartesi

tabi ki garrincha

Gökmen Demirkaya
Karga İçin Yazdı
Garrincha 
Minik Serçe / Gökyüzüne uçuş       
Çocukluğumuzda futbol oynarken ara verdiğimiz zamanlarda terimiz soğumadan dünya futbolunun yıldızlarını konuşur, kimin gelmiş geçmiş en büyük futbolcu olduğunu bulmaya çalışırdık… Herkesin aklına o dönem genelde iki isim gelirdi, Pele mi Maradona mı? Şimdilerde Messi veya Christiano Ronaldo mu diye soruluyordur muhtemelen, topla hızlı hareket etmenin asıl babasının hikâyesine başlayalım ve ‘bitiş düdüğü’nü bekleyelim kararımız için… 
  • 28 Ekim 1933 yılında Brezilya’nın fakir bir şehri olan Pau Grande şehrinde ‘santraya’ geldi. Babası alkolik bir işsiz olan Manuel Francisco dos Santos doğuştan ‘sakatlıkla’ boğuşmaya başladı, omuriliğinde eğiklik vardı, sağ bacağı iç tarafa, sol bacağı ise hem dışa doğru eğik hem de diğer bacağından 6 cm kısaydı. Çok iyi bir futbolcu olmayı bırakın, düzgün yürüyeceğine bile kimse inanmıyordu.
Manuel okula hiç gitmez, erken yaşta çalışmaya başlar. 18 yaşına geldiğinde fabrikada birlikte çalıştığı arkadaşlarıyla toprak sahada çıplak ayakla top oynamak onun en büyük eğlencesidir. Oyun stili ve fiziği dolayısıyla ‘Garrincha’ lakabı takılır, Türkçesi ise ‘Minik Serçe’ demektir. Bölgenin efsanesi olur kısa zamanda, genç kızlara doğru da fuleli bir depar atar, hızlı bir aşk ‘hayat’ı olur. Futbol onun için sadece bir eğlencedir, ‘hayat’ gibi… Derken 20’li yaşlarda Botofago kulübünün İlhan Cavcav’ı onu canlı izler ve deneme maçı için Rio de Janerio’ya çağırır. 
  • Deneme maçında karşısına Brezilya milli takımının sol beki Santos’u çıkarırlar, Serçe gibi ele avuca sığmaz, çalım üstüne çalımı basar, Santos’un bacaklarının arasından topu geçirip bir kez daha ‘milli’ yapar onu. Sportif direktörleri gelecekte çok yakın arkadaşı olacağıGarrincha için ona fikrini sorduğunda kendi kariyerini düşünüp ‘karşı takımda görmek istemem, en iyisi bizde oynasın’ der ve Botafogo kulübüne kazandırır bu genç adamı. İmza atma töreninde ileride hep başını ağrıtacağı boş kağıda imza atarken ‘Ne önemi var, nasılsa okumayı bilmiyorum’ der gamsız ve kedersiz Garrincha...
Marakana stadyumunda 250 bin kişi önünde oynanan 1950 finalinde Uruguay’a kaybeden Brezilya’da oluşan hayalkırıklığını anlatmak için kalecileri Barbosa’nın alkolik olup 10 sene içerisinde hayata veda ettiğini söylemek yeterlidir. 1958 İsveç Dünya kupasında takımın genç yıldızlarından biri de üstteki sorumuzun muhataplarından Pele’dir. Takım İsveç’in soğuk havasına hemen alışamaz ve çok zorlu geçen grup maçlarında sıkıntıya girer, son maçta disiplinin sembolü olan favori takımlardan Yaşhin’li SSCB’yi geçmeleri gerekmektedir, disiplinden nefret eden GarrinchaSSCB’nin sağ bloğunu ezip geçer, iki golün de pasını verir ve gruptan çıkarlar.  
  • Garrincha’nın deparları ve orta bombardımanı yüzünden Yaşhin’in hiç bu kadar terlediğini görmemiştik diye anlatır maçı izleyenler. Sırasıyla Galler’i, Fransa’yı ve finali kendi evinde oynayan İsveç’i yenip turnuvanın galibi olurlar. 
  • İsveçli kaleci Karl’ın Barbosa ile aynı kaderi paylaşıp paylaşmadığı meçhuldür. Soğuk havadan sık sık şikayet edip samba öğreteceğim bu soğuk insanlara diye antremandan kaçan Garrincha’nın çabaları meyve verir, İsveçli bir kızı hamile bırakır, hikayemizin sonunu beklemeden bu konudaki son sözümüzü söyleyelim, özel hayat kariyerini 5 farklı kadından 4 hat-trick, 1 duble çocuk babası olarak kapatır. 
  • İlk kez Dünya Kupa’sını kazanan Brezilya’da resmi tatil ilan edilir, fakat o zafer sarhoşu olmaz, önemsemez, babasından gelen vasiyet gereği alkolle sarhoş olur. 1962 yılında ise turnuva Şili’de yapılıyordur. Turnuvanın ilk maçında Pele sakatlanır. Takımda moraller bozulur, ama ‘keyif adamı Garrincha bunu önemsemez, harika bir turnuva çıkartır ve bu turnuvayı tek başına aldığı söylenir. 
  • Çeyrek finalde İngiltere’ye golünü atar, devamında yarı finalde ev sahibi Şili’ye de gollerini atar ama rakip futbolcunun tekmesine sinirlenip tekmeyi de atar. Kırmızı kart gören ve oyundan atılanGarrincha sahayı terkederken taşlanır şeytan misali, kafasına kocaman bir taş isabet eder, İsveç’te saha dışında gösterdiği ek başarının Şili’de tekrarlanmamasına belki de bu olay taşkoymuştur, en azından bizler öyle biliyoruz… 
  • Brezilya şimdiki Tahkim Kurulu’na gidip ceza almasını önler ve finalde harika bir oyun ortaya koyar Çek-oslavakya karşısında. 
  • Cech'in ellerinden kaçırıp Nihat’a golü hediye etmesi ile birebir olan bir pozisyonda golünü de atar, Çek kalecilerin kaderi olsa gerek.

Brezilya’da ikinci şampiyonluk yine çılgınca kutlanır. Turnuvanın başkahramanı Garrincha sokakta sambacıların arasına karışıp eğlenmeyi tercih eder, Pele ise sadece ilk maçta oynamasına rağmen lüks kokteylerde elit kesimle aynı karelere giriyordur.Garrincha sonraki günlerde şampiyonluğun zevkini toprak sahada hergün çıplak ayakla arkadaşlarıyla top oynayarak devam ettirir, basının ilgisi yoğunlaşır… Şöhretten sıkılmaya başlamıştır, ona göre gerçek hayat Brezilya’nın ta kendisiydi, futbol,kadınlar ve kadeh tokuşturmak, gerisi topun auta gitmesi kadar değersizdi... Pele ise kameraların önünü ceza sahası kadar seviyordu, medyanın gözbebeğiydi.
  • Botafogo kulübünün yöneticileri de Garrincha’nın ‘keyif’ adamlığını çok iyi kullanırlar, iki dünya şampiyonu olup hala okuyamayan Garrincha boş kağıda devam eder. Aynı takımda oynadığı futbolculardan daha az aldığını öğrenir, bundan rahatsız olur ama yine de önemsemez. Gece hayatı, alkol ve sürekli sahada ona atılan tekmelerle yorulmaya başlar. 
1962 yılında Rio de Janeiro derbisi olan Botafogo ile Flamengo maçı için 152 bin kişi Marakana stadymunu doldurur. Devre arasında artık dizi iflas etmiştir, sakat sakat oynamak için iğne yaptırır, çıkıp harika bir devre oynar. Üst üste ikinci kez kazanırlar şampiyonluğu, 3 golden ikisini atar. Fakat o maçtan sonra dizini hiç bir zaman eskisi gibi hissetmediğini anlatır anılarında.
Minik Serçe / Gökyüzünden Karanlığa
1966 Dünya kupası ile Botafogo hayranlarının ‘çarpık bacaklı melek’ diye adlandırdığı Garrincha için yükselme ve şaşalı dönem bitmeye başlamış, artık yeryüzüne doğru inmeye başlamıştı.
  • Bacaklarının eğri olmasından dolayı rakibi doğal olarak şaşırtan Garrincha, aldığı darbeler sonucu diyetini dizindeki acı ağrılarla öder, en sevdiği yerel içki olan Cachaça’dan da vazgeçmemesi sonucu fiziksel sorunları giderek artar. 
  • Şampiyonaya iyi başlangıç yapamazlar, ikinci maçta Pele sakat olduğu için oynamaz, genç Puşkaş’ın da olduğu güçlü Doğu Avrupa temsilcisi Macarlar’a yenilirler. Bu onun 50 milli maçtaki tek yenilgisidir ve son maçıdır, adeta herşeyin tepetaklak gideceğini haber verir ‘serçe’ye. 
  • Sakat olduğu için bir sonraki maçta oynamaz, Pele oynar ve yine yenilirler, turnuvaya sessiz bir veda ederler, Brezilya’da sokakları samba yerine sessizlik kaplar.
Özel hayatında ise Brezilya’ya has çikolata renkli bir şarkıcıyagönül topunu kaptırınca, Garrincha hızlı hayatına bir dripling daha atıp ailesini ve çocuklarını terkeder, koyu Katolik olan askeri darbe yönetimi ise ofsayt bayrağını kaldırır. 
  • Dikta rejimin kararını gören Botafogo kulübü hiç gecikmez, kenara alır Garrincha’yı, artık boş kâğıt verecek kulübü de yoktur. Üstüne dizi nedeniyle ameliyat olmuştur, futbolsuz kalıp geleceğe dair umutsuzlaşır. 
  • Pele ise 1966 yılında hayatının rövaşatasını beyaz ve elit bir kadınla evlenerek atar, şaşalı aileye katılır, havalı toplantılarda boy göstermeye devam eder. Garrincha yavaş yavaş unutulmaya başlanmış, ülkenin ve dikta yönetimin sembolü ve gururu artık Pele’dir.  
  • Pele bunlarla yetinmez, son golünü Avrupa’da Papa’nın elini öperek atar, askeri darbe rejiminin bir kez daha sevgisini kazanmıştır. 1970 yılında mükemmel bir kadroya liderlik yapan Pele, kupayla ülkesine dönüp ‘kral’ lakabını alır. 
  • Dikta yönetimin reklam filmleri ile propaganda araçlarından en önemlisi olur Pele.
Garrincha ise rejimin baskısından birazcık uzaklaşmak için İtalya’ya gider sevgilisiyle, orada İtalyan takımlarıyla görüşür fakat artık kariyerinin sonunda alkol problemi olan bir futbolcuya yatırım yapmaz İtalyanlar, adı büyük olan takımlarımızın şimdiki yöneticileri olsa idi bu yazıyı yazmamıza gerek kalmaz, Türkiye’de izlemiş olurduk Garrincha’yı. Pele ise Brezilya’daki kariyerini bitirip, Amerika’yı keşfetmeye gider. Cosmos takımına katılır, ligin seviyesini beğenmemesine rağmen attığı gollerle futbolun gelişmesine katkıda bulunup endüstriyel futbola uygun şekilde sponsorlarını memnun eder. Banka hesabına milyon dolarlar ekleyip şimdiki servetinin temellerini atar yatırımlarla, Garrincha ise hesapsızca fondip misali sona doğru yol almaktadır.
  • Garrincha 1973’e kadar dikiş tutturamayınca jübilesine karar verir, Marakana’yı 135 bin kişi doldurur, oynadığı 617 kulüp maçında 239 gol atan Garrincha jübile maçında gol atamaz ve futbola yani hayata veda eder. 
  • Büyük bir bunalıma sürükler onu futbolsuz hayat, alkolün dozajını artırır, bırakması için 15 senesini paylaştığı hayat arkadaşı elinden geleni yapsa da başaramaz. Hayat arkadaşının kulübeyi terk etmesi ile fiziksel ve ruhsal çöküntüye uğrayan Garrincha için hazin son yaklaşmaktadır.  
1981 Rio de Janerio festivalinde bir maskot gibi kullanılan, bir samba arabasına süs olarak oturtulan bu ‘eğlence’ adamının yüzü o gün hiç gülmez, Santos gözyaşlarıyla izler arkadaşını, 50 metre ötedeki VİP salonunda ise Pele ayrıcalıklı insanlarla doyasıya eğlenmektedir. Acı veren hayat uzatmalara gitmeden 1983'te son düdük ile biter, 49 yaşında karaciğer sirozundan ebediyen oyundan çıktığında fakir ve bakıma muhtaç biriydi. Jübilesinden sonra unutulan Garrincha’nın ölümü herkeste bir vicdan muhasebesine yol açar, Brezilya’nın her köşesinden insanlar cenazesine saygı duruşunda bulunmak icin akın eder.
Futbol size göre nedir diye sorulduğunda şöyle özetliyorGarrincha top sende iken gol atabileceğini düşünüyorsan durmailerle, düşünmüyorsan pas ver. Futbol oynamak inanın ki gizemli bir sey değil,  gizemi yaratmak sizin elinizde’.  
  • Garrincha’yı Pele ve günümüz profesyonel futbolcularından ayıran şey gerçekten bir serçe kadar özgür olmasıdır, tasasız, eğlenceli, disiplinsiz ve taktiğe kapalı mantığıdır. Biyografisini yazan Castro onu ‘profesyonel futbolun ürettiği en amatör ruhlu’ oyuncu diye tanımlar. 
  • Pele kazanmakla eşdeğerken, Garrincha ise futbolun sambası, sambanın futboludur. Brezilya kazanmayı amaçedinmiş insanların olduğu bir ülke değildir, bunun için Pele zirvede olmasına rağmen Garrincha’yı başka türlü severler.Garrincha’nın ölümünden sonra bir deyim doğmuştur bu ikili ile alakalı olarak, ‘Pele en iyisiydi, ama Garrincha ondan bile iyiydi’. 
  • Pele ise Garrincha ile aralarının iyi olmamasına rağmen, ‘Oolmasaydı 3 kez Dünya Şampiyonu olamazdım’ diyerek hakkını verir Garrincha’nın…
Brezilya’nın kendine has futbol kahramanı günümüz futbol dünyasında Pele kadar tanınmıyor ve hatırlanmıyor belki, ama bakımsız ve basit bir mezarlıkta yatarken eminiz ki çok önemsemiyordur bu durumu, mezarlıkta onun adına yaptırılan anıtın üzerinde yazan aşağıdaki dizeler Garrincha için çok daha fazla önemlidir muhtemelen,
  • Çok tatlı bir çocuktu, kuşlarla konuşurdu…

Kaynaklar
Yalnız Yıldız (Garrincha - Estrela Solitária), 
Film, 2003, 
http://www.imdb.com/title/tt0383373/
Brezilyanın İlahları, Belgesel, 2002,
http://www.bbc.co.uk/bbcfour/
documentaries/storyville/gods_of_brazil.shtml