5 Nisan 2015 Pazar

vikingsahaf


                                     

                                     

2 Nisan 2015 Perşembe

yaşanmış zen hikayeleri II / İpek Mecit

Zen Ustası Şöyle Bir Baktı


9.
Buralarda bir camcı yaşıyormuş? Mahiyetinde bir soruyla burun buruna geldi. Beklediğinden daha zor bir soruydu. Zaman kazanmak için burnunu filan çekti. Tam 2 saniye bravo, dedi kendi kendine. Zaten insanoğlu, düşündüklerini kimse duymasın diye sık sık burun çeker, hayal ettiklerini kimse görmesin diye gözlerini kısar ve.
Camcılar da yaşıyor be evlat dedi; biraz sitem, biraz da t harfinden türeyen tükürükle. Her yerde cam var şimdi. Etrafına bir bak. Şu göğe ip gibi sarkan ofis binaları, sen de onlardan birinde yaşıyorsun belli, şu göğe ip atlar gibi atlayan ofis binalarına bir bak, koskoca ve kapı kadar develer saçını düzeltiyor bakıp bakıp, yenilir yıkılır şeyler mi bu ofisler Allahaşkına, insanları kesiyorlar içerde, kimse göremesin diye camdan yapıyorlar bu ofisleri. Sonra bi çocuk taş attı, hop, oldu sana cam kırığı şiirler. Bu dünya kurulurken, mezopotamya takır takır döşenirken, tahta çiviler öküz arabalarına fakirler gibi doluşurken, arş-ı âlânın tam karşısına Babil dikilirken sana sormadılar beyamca, sana bu yapı marketleri miras bıraktılar, bir de silikon tabancası tabii ki.


10.
Selinay, bir kez daha iş başvurusuydu. Yabancı dil, tecrübe, sağlıklı iletişim ve eli ayağı düzgündü. Selinay, bir sandalyeydi.
Ustanın bahçedeki ağacı çimentodan yemeye başlayınca, onu kesip Selinay'ı yapmıştı. Selinay da o gün, ordu milletten biraz daha erken uyanıp iş dünyasının fizik kanunlarına uygun olarak saçını başını şekil yapmıştı. Jöle denince akla gelen bir adam ürkekliğinde merdivenleri indi. Asansörle taşınan eşyalar gördü, taşınan insanların. Güneşe ve suya doğru kımıldayanların, dokununca küsenlerin, küçük, sessiz hareketleri, büyük koşuşturmanın lastik tabanlarına sinen renk ve haftasonu olunca bütün kirlilerin aynı makinada toplanması. Hediye edilebilir bir insan olmak -tanrının anne babaya bir armağanı olmak dışında elbette- işe alınmanın ilk şartıydı. Bazı insanlar di lü lüt diyerek turnikelerden geçerken, bazıları di dot diyerek geçemiyordu. Herkesin bildiği, ama herkesin söyleyemediği bir parola gibiydi böylesi hayatın sırrı. Asgari kalori miktarı yaklaşımıyla çizilen il sınırları ve ülke sınırları vardı. Diyet listeleri vardı. Kahvaltı İzmir gibi, akşam yemeği Bayburt gibi olmalıydı. Selinay, buralarda yaşayan bir camcının önünde bekledi, bekledi.

11.
6,5 milyar büyüklüğünde bir insan, ölülerinden yarattığı eşsiz kompozisyonu gururla sergiledi, herkes de gördü. Artık bilgisayarınızı güvenle kapatabilirsiniz.

12 .
Taksiciye adres sormak ne kadar ayıpsa, Selinay, buralarda yaşayan bir camcının önünde o kadar bekledi. Lastik yuvarlayarak araba oynayan Zen ustası, kararmış ellerini kararlılıkla uzattı Selinay'a. O kadar uzaktan uzattı ki, İngiltere'de Hintçe bir kelime.

13 .


14 . 
Kara kuru kuş, paketle sigara alıp tek tek satıyordu. Apartman alıp daire satıyordu. Kitap okuyup şiir satıyordu. İnsan gibi yaşıyor, böbrek gibi para ediyordu. Dolmuş olarak gidiyor, koltuk olarak duruyordu.

15 .
Hükümet numaraları artarak ilerlemeye başladığında her şey çok geçti. Zen ustası, derin bir nefesle bütün cevizlerini topladı, o hayalindeki memleketi, onu hep çeken bilmediği bişeylerle dolu ancak ayakkabılarının bir türlü gitmek istemediği ülkeyi kimse görmesin diye, gözlerini, çuvalın en köşesine, cevizlerin en altına, karanlığın en güzel gününe sakladı. Görülmemiş bir yerden gelmek usta işi bir gelmektir. Zen ustası, oradan, kıtlık ve savaştan, bunların bir yer adı kadar yerleşik, birleşip petrol olalım düşüncesi kadar eski, bitkisel, ölü ve bugünlerde herkese farklı gülen toprağın insan sureti kadar mekan dışı olduğu oralardan geliş o geliş buldu kendini.

16 .
Yaşayan camcı, numaratörlü tesbihini bir hükümet daha ilerletirken diafondan gelen sesle irkildi. Senin taptığın, benim ayağımın altındadır mı diyordu ne diyordu. Altın lafını duyar duymaz, satanik bir ürperme geldi. İçindeki köpekbalığını güvenle izliyordu. Kat kat aşağı indi, yeryüzünü mitolojide mahallenin en güzel kızı tırnağıyla kazmaya başladı. Bişey yapmadım edasıyla ellerini kaldırmış milyon yıl öylece bekleyen ağaç buldu. Teoride mümkün, pratikte yerin dibine geçmiş bir yaşam. Manzara kapatırken Allahından bulan uçaklar buldu. Pire için yorgan. Bir ceviz çuvalı. En altta bir çift göz.

17 .
Zen ustası, yığıldı kaldı. Patlayan bir silikon tabancası.


28 Mart 2015 Cumartesi

yaşanmış zen hikayeleri I / İpek Mecit


Zen Ustası Şöyle Bir Baktı
1.
Bunlar devirli arabalar beyim, sıcak sıcak bineceksin dedi. Cehennemi soruyordun, izle madem: Kalbinden bir ekmek koparıp uzattı (veriyormuş gibi yapıp geri çekti veriyormuş gibi yapıp geri çekti). Ekmek zordur Selinay. Ekmeği kuşlar bile tanıyamıyor.

Ağzında sakızıyla kara kuru bir kuş geçti dükkânın önünden. Az ötede, kimsenin, birinin, kendi kendinin spor sayfasına yenmiş bir zeytin çekirdeği gibi düştü, yığıldı. Selinay utanmıştı. 2,5 liraya alıp ikişer ikişer yuttuğu tasarım harikası sakızlardan utandı Selinay. Ölünün başında bekleyenler, kara kuru kuşun içinden geçiyordu aslında. Ölünün sonunda, akşam oluyordu.

2 .
Zen ustası, Selinay'a beyim diye hitap etmişti. Sezai Karakoç ise bayım diye hitap etmişti. Hadi zen ustası cahil diye düşündü Selinay. Zen ustası para mı vardı da okula gitsin? Gitti it gibi çalıştı işte zen ustası diye düşündü Selinay. Zen ustası, ilkokuldan sonra okulun ve caminin çeşmelerinden su içmeye gitti. Bir gün, dükkâna devrimli arabaları getirdiler. Şapkalı a'lı adam, usta bunlara bir el at, para filan sıkıştır (döviz yasaktı), vidasını gevşet, aklını al, lastiklerinden çocuk parkı yapılmış hüzünlü trenler gibi üz bunları usta, gözünü seveyim. Bizim ülkemizde iki başbakan vardır. Biri sevdiği insanları kesip dağıtır. Diğeri sevmediği insanları kesip dağıtır. Şimdi bu arabalar çalışırsa, Allah sevdiği kulunu yanına alırmış hesabı, bu cennet vatanı alır götürür uzaklara…


3.

Allah, Türkiye'yi içten içte seviyordu.

4.
Kara kuru kuş, zen ustasının yanında işe başladı. Sabahları atlara su varıyordu, yoncacık gagasının alabildiğine suyla, anahtarlarını istemeye istemeye bırakan müşterilerin sımsıkı bağlandığı atlara öğlenleri ve iyi akşamları da su veriyordu kara kuru kuş. Günde 2,5 liraya çalışan Çinli oyuncaklar gibi, günde 2,5 liraya çalışıyordu. Selinay, ağzında sakızıyla dükkânın önünden geçti. Az ötede, devrilmiş birkaç araba üzerine tartışan adamlar, cam tavanın azizliğine uğrayıp göçtüler. Zenci usta, asıl elleri ile yaptığı melemeni, spor sayfasına, köyde bir enstitü edasıyla kurdu. Yemekten sonra, Selinayın içinden dırı rı rı rı rı rı rı rıım diye bir şarkı geçti. Kara kuru kuşun en sevdiği şarkı. Cam tavada yemek bittiğinde, altındaki sayfanın tamamını okumuş oluyordu zen ustası. Cam tava, ustanın bilgeliğini döktürmek için en çok kullandığı metafordu. Ayna ve plastik de iyidir aslında. Ama cam sağlıklıdır, yıkaması da kolaydır. Cam, görmeyle ilgilidir. Selinay'ın buralarda dolanması da bununla ilgilidir. Selinay (1982-?) , görünmez olmak, görünmezliğin imkânlarıyla zengin olmak ama tüm bunları mantıklı ve inandırıcı sebeplerle izah etmek isteyen bir insandı (özünde iyi bir insandı).

5.
Japon sanatından çıkmış bir hali ile GO oyunu, masaya oturdu. Atla başlamak isteyen Selinay'ın aksine, oyun kara kuru kuşla zen ustası arasında geçiyordu. Oyun, patlak vermişti. Zavallı beyaz taş, ustanın çaresiz bakışları arasında, kuşun midesini boyladı. Bir kuşla karşılaşmanın en duygusal yanı, kuşun sizi ekmek zannetmesidir. Kara kuru kuş, 30 yıldır 2 kyu seviyesindeki ustanın taşlarını lokum gibi öğütüyordu. Usta, japonya gibi düşünmeye başlamıştı. Kuşun kıyıda köşede kalmış bir taşını bulup pearl harbour niyetine saldıracaktı. Tahtanın Selinay’a bakan tarafında, bir taş bekliyordu. Usta, parıl parıl gözlerle taşı süzdü. Taşın yalnızlığı, ustanın gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçti. Zen ustası, o an, yalnızlıktan taş kesildi. Kara kuru kuş, atlara su, sigara ve don-atlet götürdü. Atlara döviz vermek yasaktı.

6.
Selinay, görünmezliği elde ettikten sonra ne yapmalı?
a- banka soymalı
b- milli piyangonun kendi biletine çıkmasını sağlamalı


7.
Dükkanda işler iyi gitmiyordu. Ustanın yenilgi günlüğü habire doluyordu. Kuru kuş, milletin lastiğini indirme işine girdi. Bir dükkanın önünde belli bir amaç için toplanmış kalabalık, millet olmuştur. Bu türden bir millet, ustaya köşeyi döndürtebilirdi. Selinay, banka soymaktan vazgeçti. Çünkü ele geçirdiği paraları hiçbir zaman kullanamayacaktı. Paraların üzerindeki resimleri herkes tanıyordu. Parayı uzatır uzatmaz, yakayı ele verecekti. Bi dakka Yunus Emre değil mi bu, hırsız var! diyerek üzerine yürüyeceklerdi.

8.
Bostan sahibi, ille de cevizlerim tutturdu. Milli piyango, bilet sahibine çıkmıştı.

İpek Mecit

27 Mart 2015 Cuma

Rakı'ya Dair

Büyük Harfle ve Kesme İşaretiyle

Ahmet Hamdi Tanpınar ta Parislere gittiğinde ve biçare kaldığında der ki, bütün mesele şarabın Rakı'nın yerini tutamamasında ve balıkların ızgara yapılmamasında.

Tanpınar için Rakı (evet, Rakı'yı büyük harfle yazıyoruz ve kesme işaretiyle ayırıyoruz, icap ettiğinde.) Adana ve dostlar demektir. Tabi ki Adana dememiş, İstanbul demiş, bunu bir kalender affa sığınarak Adana yaptım. Üstat beni anlamıştır.

Tanpınar, Rakı içmenin 3 maddelik manifestosunu da yazmış. Şöyle bir şey:

1) Rakı en iyi içkidir.

2) Her akşam değilse de haftada iki defa içilmelidir.

3) Domates salatası, balık, kavun, beyaz peynir, biraz çiroz. Daha fazla meze zararlıdır!


Paris'teyken şöyle yazar bir mektubunda:

"Bazen diyorum kendime, her şeyi bırak, dön memlekete, milletle bir kadeh Rakı iç, anlat anlatacağın şeyleri. Bas küfürleri sonra tekrar Paris'e gel... O masa meğer bulunur şey değilmiş."

Tanpınar, tüm romanlarında meselelerin çoğunu uzun Rakı sofralarında tartışır. Ne iyi. [Bakın, Marlon Cahit Uzungece de böyle yapar. Kim mi o? Tarihteki ilk Adanasporlu dedektif ve roman kahramanı üstelik! Yetmez mi?]

"Sakın kederini çoğaltmak için içme, kederini dağıtmak için iç." der geçer Sahnenin Dışındakiler'de.

Tabi bu aralar keder dağıtmak için sıkça Rakı masası kurmamız gerekecek anlaşılan.

Zaten bu hava da bana tam da Rakı havası gibi geliyor birkaç zamandır. İyi mi?

Kaynak: Rakı Ansiklopedisi/Handan İnci

21 Mart 2015 Cumartesi

Huzur'u Okuma Kılavuzu

1.Ayrıntıyı ayırmak: ...gözü, arabacının elinde tuttuğu meşin kırbacın ucundaki mavi boncuklarda...

2.Not tutmak: Mümtaz, kiracıyı arıyor bu arada bir mahalleye gidiyor çocuklar görüyor Nuran konak baba hatırası...

3.Kendini "Tanpınar Efkarı"na bırakmak: ...bir daha hayatına girmemenin keskin ve yenilmez acısıyla ona hatırlattı.

4.Derin sularda yüzmeye kalktığını bilmek: "Bu garip ruh hali Mümtaz'da senelerce devam edecek, her adımda..."

5.Tasvirli, nitelemeli uzun cümlelere hazır olmak:

6.Anlatı ormanlarında gezintiye razı olmak:

7.Mekandan, roman zamanının derinliklerine doğru gitmeyi göze almak: ...

8.Yekpare bir zaman olmadığını anlamak:

9.Bir ölümün arkasında bir türlü doldurulamayan uzun bir boşluk olduğunu algılamak:

10.Karıştırmamak: "Fakat Mümtaz, artık gündelik işleriyle içindeki Tanrı düşüncesin karıştırmak istemiyordu."

17 Mart 2015 Salı

aynen

Dedim, hava güneşli ama pek soğuk. Titreyerek dedi, aynen öyle.
Dedim, sen de üşüyorsun o zaman. Onayladı. Dedi, aynen öyle.
Dedim, memleket bu aralar böyle. Çaresizdi ne yazık ki. Dedi, aynen öyle.
Dedim, keşke iki çorap giyseydim. Ayaklarına baktı. Dedi, aynen öyle.
Bunu, “ben de” der gibi kullandın değil mi dedim. Anlamadaki beceriksizliğimi yüzüme vurmadan dedi, aynen öyle.
  • Dedim, geceleri daha da soğuk
  • bir de sahte kömür olunca
  • şehir de fena öksürüyor dumandan.
  • Tebessüm etti,
  • dedi aynen öyle.
Bunlar bedava kömürden oluyor galiba. Dedi, aynennn öyle.
Dedim, seçimden kalma sanırım. Dedi, aynen öyle, aynen öyle.
Dedim sen de yakıyor musun evde öyle. Biraz mahcup, dedi, yav aynen öyle.
Dedim, dumansız hava sahası ihlal ediliyor ama. Hiddetlenmişti. Dedi, aynen öyle.
  • Dedim kış bitince soğuktan
  • ve dumansız hava sahasının dumanlarından kurtuluruz.
  • Umutlandı memleket için.
  • Dedi, aynen öyle.
Dedim, keşke sigara kadar o kömürle de savaşsak. İğdiş edilmiş bilinçlere adeta tokat atarak  dedi, ayyynen öyle.
Dedim, durum vahim, dolar uçtu borsa sıçtı. Duruldu. Dedi, aynen öyle.
Dedim, bunu son zamlar için dedim. Başını salladı elleri boş ceplerinde. Dedi, aynen öyle!
Dedim, belimizi büktüler. Sövmedi ama dedi, aaaynen öyle.
  • Dedim, sohbet ne güzel gidiyor.
  • Memnun memnun, dedi, aynen öyle.
  • Dedim, fakat tıkandık bir yerde.
  • Kahkaha atarak
  • dedi, ayneeen öyle.

Dedim, havalar gibi takım da kötü gidiyor. Üzüldü, dedi aynen öyle.
Dedim, sanırım yine sağlam bir sezon yok. Yarasını deşmiştim, dedi, aynen öyle.
  • Dedim bir de hakemler…
  • Kesti lafımı,
  • dedi aynen öyle.
  • Sürpriz bir hamle yapıp 
  • yeni bir cümle ile küfretti,
  • bu kez ben sazı aldım,
  • dedim aynen öyle.
Sonra sustuk. Susmak için susmadık, ‘aynen öyle’ler yorgun düştüğü için sustuk.
Dedim, iyi ki ‘aynen öyle’ var. Başını salladı bilgece, dedi aynen öyle.
Dedim, eskiden üç yüz beş yüz kelimeyle konuşuyoruz diye yakınıyorduk, şimdi iki kelimeye düştük. Türkçenin bu son hali için kahroldu adeta, ağlamaklı dedi, aynen öyle.
  • Onu daha fazla üzemezdim.
  • Ben gideyim artık,
  • sağlıcakla kal dedim.
  • Dedi, aynen öyle.
  • Bunu, “sen de” anlamında kullandın galiba dedim.
  • Kıt anlayışıma sitem ve çokanlamlılığa bir saygı duruşuyla
  • dedi, aynen öyle!
Mahcup olmuştum.
Anlam-yorum gücümü geliştirmek için biraz daha okumalıyım dedim giderken. Aynen öyle dedi. Bunu “ben de” anlamında değil, halime üzülerek, “geliştir kendini evladım” anlamında, evet git oku vurgusuyla söyledi.
Mırıldandım, aynen öyle, ile.
  • Ve kişisel gelişimimin kapılarını
  • açmıştım ben böyle.
Ne dediğini duyar gibi oldum, zihnimin içinde yankılanan bir elektrosaz sedası ile:
aayy-neyn-neyn-neynnn ööyyle-le-le-le…