22 Ocak 2015 Perşembe
21 Ocak 2015 Çarşamba
zeytin incir ve üzüm
defneyaprakları serptiler üzerine
kuru zeytin dallarından taçlar yaptılar
aşk, kendini vurmuş bir keder
başına taktılar
başına taktılar
kaçak rakı yapıldı
birinden de şarap
çoktan kurudu zeytinlik
ayak uçlarına döküldü şarap
keder, yolunu kaybetmiş bir ölüm
çok aradılar
temiz bir gömlek giydim yollara düştüm
iki tek rakı, birkaç sigara
yani tütün, rüzgar ve dağlar
yalnız bırakmadılar
20 Ocak 2015 Salı
şiir diyelim
Sanatın en asi çocuğu mu şiir?
Asidir kelimenin tam anlamıyla, ele avuca sığmaz. Anladım, dediğiniz anda belleğinizde üç beş kırık söz görürsünüz; imge, mecaz, benzetme, kelime oyunu, sığlıklar keşmekeşinde heder olmuş gitmiş. Siz onu seversiniz de o sevildiğini bilmeyebilir, incinirsiniz. Sadece bilginin, görgünün veya yeteneğin algılamasıyla görünür olan bir şey de değil. Bir his… Bir bilinç… Ne bileyim, şiirin ne olduğunu çözebilseydim, yazardım en güzel şiirleri…
Lakin şiirin ne olmadığını çözebiliriz.
Çok uzun bir zamandır “iğdiş edilmiş” bir bilinç ile yaşıyoruz. Bu iğdiş edilmişlik tekilden çoğula her bir noktada dikilmiş gözlerimizin içine bakıyor. En basit ticari ilişkilerden en görkemli ihalelere kadar. Basit bir reklâm filminden anlı şanlı sinemacıların eserlerine kadar… Örneğin; TV’de 1 Mayıs tartışmalarını dinleyen bir “okumuş” şöyle diyebiliyordu: “Tatil işte 1 Mayıs, daha ne Taksim diye tutturuyorsunuz!”
Bir süreç bu… Burada bir şiir yazmadığım için de rahatlıkla yapabilirim şu benzetmeyi, bu iğdiş edilmiş bilinç bir çığ olmuş yuvarlanıyor, üzerimize üzerimize geliyor. Gelmeye devam da edecek. Bundan hayatımızın her bir unsuru kısmetine düşeni de hali hazırda alıyor almaya da devam edecek. Bunları söylemek için Nostradamus olmaya gerek yok, işte bir iki şiir okumak da yeter vaziyeti görmek için.
Sanatın kendisi her duruma müsait bir şey midir? Böyleyse de bu müsaitliğin kendi evreni içinde birtakım kuralları yok mudur, en azından nefsi müdafaa için. Bir atmosferi, yerçekimi, fotosentezi… Yani gayet olağan, alıştığımız, özünü anlamasak da hayatımızı sürdürebilmemiz için olmazsa olmaz şeyler… Sanat için de yok mudur?
Hakikaten asi bir şey şiir, kelimenin tam anlamıyla ele avuca sığmaz.
Hiçbir sokak kavgasını kaybetmemiştir.
Eski kabadayılardandır da.
Nicelerinin gönlünde taht kurmuştur.
Bazen İnce Memed’dir.
Haksızlığa gelemez.
Kiminde Zapata gibi herkesin vicdanı olur,
Dadaloğlu’dur bre; “ferman padişahınsa...” diyerek.
Ama en güzel, güzeller güzeli bir güzeldir de…
Aşkından elimize sigaralar bastığımız.
Asidir, tabiatı öyledir,
asileştirir haliyle.
Gadre uğradığında da hesabını zaman soracaktır…
Etiketler:
adanaspor,
asilik,
edebiyat,
karga sahaf,
şiir
19 Ocak 2015 Pazartesi
ağzı çiçekli adam
"Ölüm, garip, iğrenç, korkunç bir böcek olsa
ve yoldan geçen birinin yakasına konsa...
Siz de onu görseniz.
Yolda durup:
“Affedersiniz, müsaade eder misiniz?
Yolunuzu kestim ama üzerinize ölüm konmuş” demez misiniz?
Şöyle iki parmağınızı uzatıp
onu fırlatıp atmaz mısınız?
Ne mükemmel olurdu değil mi?
Fakat ölüm bir böcek değil.
Ne mükemmel olurdu değil mi?
Fakat ölüm bir böcek değil.
Bu gelip geçenlerin arasında birçokları onu üzerlerinde taşıyorlar,
ama görünmüyor.
Onun için de korkusuz, rahat rahat dolaşıp
yarınki, yarından sonraki hayatlarını kuruyorlar."
Luigi Pirandello
Ağzı Çiçekli Adam
Oyun
Tek Perde
Etiketler:
adanaspor,
Ağzı Çiçekli Adam,
karga sahaf,
Luigi Pirandello,
oyun,
Tek Perde
14 Ocak 2015 Çarşamba
sansürletmeme üzerine
Cevdet Kudret’in bir kitabından: Abdülhamit Devrinde Sansür’den…
“Türkiye’de basın üzerinde baskı ve sansür denince akla hemen Abdülhamit devri gelir. Oysa sansür ve benzeri baskılar daha önceki devirde başlamış; Abdülhamit o konuda epey zengin bir birikime mirasçı olmuş, geçmişteki denemeleri göz önünde bulundurarak sistem üzerinde her yıl biraz daha oynamış, onu bir kuyumcu gibi işlemiş, ‘geliştirmiş’; kanun ve tüzüklerdeki bütün boşlukları doldurmuş, açık kapıları tıkamış; kurduğu düzeni tam 33 yıl hiç aksatmadan uygulamıştır.”
“(Fransa’da III. Napoléon zamanında hazırlanan (1852) basın kanunundan çevrilen nizamnameye göre…) Ayrıca saltanat, padişah, hanedan hakkında
uygunsuz sözler ve deyimler kullanan,
hükümet aleyhinde taarruzda bulunan (m.15),
nazırlara dokunacak söz yazan (m.16),
devletin dostu ve müttefiki olan hükümdarlara dokunur söz ve deyimler kullanan (m.17),
yabancı devletlerin Türkiye’de oturan elçilerini, temsilcilerini, memurlarını vb kötüleyen (m.21)
gazeteler, hükümetçe bir ay süre ile kapatılır (m.27).
İki yıl içinde mahkemece 3 kez aleyhte hüküm giyen gazete
ve süreli yayınlar hükümetçe geçici ya da kesin olarak kapatılır (m.29).”
Efendim, durum iktidarlar tarafında ezelden beri böyle!
“Türkiye’de basın üzerinde baskı ve sansür denince akla hemen Abdülhamit devri gelir. Oysa sansür ve benzeri baskılar daha önceki devirde başlamış; Abdülhamit o konuda epey zengin bir birikime mirasçı olmuş, geçmişteki denemeleri göz önünde bulundurarak sistem üzerinde her yıl biraz daha oynamış, onu bir kuyumcu gibi işlemiş, ‘geliştirmiş’; kanun ve tüzüklerdeki bütün boşlukları doldurmuş, açık kapıları tıkamış; kurduğu düzeni tam 33 yıl hiç aksatmadan uygulamıştır.”
“(Fransa’da III. Napoléon zamanında hazırlanan (1852) basın kanunundan çevrilen nizamnameye göre…) Ayrıca saltanat, padişah, hanedan hakkında
uygunsuz sözler ve deyimler kullanan,
hükümet aleyhinde taarruzda bulunan (m.15),
nazırlara dokunacak söz yazan (m.16),
devletin dostu ve müttefiki olan hükümdarlara dokunur söz ve deyimler kullanan (m.17),
yabancı devletlerin Türkiye’de oturan elçilerini, temsilcilerini, memurlarını vb kötüleyen (m.21)
gazeteler, hükümetçe bir ay süre ile kapatılır (m.27).
İki yıl içinde mahkemece 3 kez aleyhte hüküm giyen gazete
ve süreli yayınlar hükümetçe geçici ya da kesin olarak kapatılır (m.29).”
Efendim, durum iktidarlar tarafında ezelden beri böyle!
11 Ocak 2015 Pazar
de ki aşktır / Adanaspor temalı 18 şiir
Rüzgârın Oğlu
[Kayhan Kaynak]
Meşin yuvarlak yuvarlanınca önüne
Bir uğultudur tribünde
Hermes rüzgârdır şimdi
Alır götürür uzaklara ama yanı başına bırakır
Bilirsin ıslak çimlerin kokusunu
Tribün ve bir mabettir
Önünden gri beyaz fotoğraf kareleri geçer
Rakip ceza sahasına doğru
Sağ haf’ta bir onmaz keder
Biz Arjantin Köşede
Gole sevinmeye hazır çocuklar
Birazdan oradan bir Kayhan geçer
“Rüzgârın bir diğer oğlu”
Bayraklar dalgalanır, ölü konfetiler yine uçuşur
Bayraklar dalgalanır, ölü konfetiler yine uçuşur
Bir şenliktir ya bağbozumu
Asma yaprakları kıpırdar
Dalında şaraba keser üzüm
Portakal çiçeği, kokusuyla gelir
Goldür…
Bu yeşil sahalardan, turuncu akşamlardan
Bu yeşil sahalardan, turuncu akşamlardan
Şu devrandan, bir şehrin hatırasından
Alkışlarla, tezahüratlarla, şarkılarla
Feyzullah, Razık, Mekik Ahmet
Nejat, İsmail, Mustafalar
Timuçin, Bakir, Eyüp, Ümit’le
Bir Kayhan geçmiştir.
Sonra bir şarkı yalnızlık makamından
Sonra bir şarkı yalnızlık makamından
Sonra bir sessizlik
Kayıp bir zamandır, zannedersin ki güzdür
Sonra?
Sonra, formasına ah en çok yakışan adam
Bir Kayhan
Gurbette ölmüştür…
____________________
____________________
Şimdi Futbol
Bir Gurbet İmgesidir
Adana’da
____
De Ki Aşktır
18 Adanaspor Şiiri
4. Şiir
10 Ocak 2015 Cumartesi
Adnan Azar'ın Birinci Ölüm Yıldönümü
[Hakan Savlı'dan]
Bir şair olarak Adnan Azar'ı üç sözcükle anlatmak istesem 'bir caz sanatçısı' derdim. Türkçeyi bir müzik gibi kullanan, doğaçtan, aldırışsız, hesapsız ve kalbinden geldiği gibi akan bir caz.
A. sanki bir gecemüziği gibi ve sanki hepimize bilinçli bir uzaklık bırakarak yaşadı. Yanıbaşımızda hissetmemiz bundandır.
Bir ses olarak Adnan Azar'ı duymuş olanlar, insanın konuşurken nasıl sessiz jestler ve yumuşak ses yapraklarıyla dolu olabileceğini görür ve ürperirlerdi. Şair oluşu elinde değildi. Hiçkimse söylemese de anlaşılırdı.
Bir şair olarak Adnan' ı anlatmak istesem, bütünüyle arkadaşlarına aitti derdim. Şiiri çok özgün ve bireysel renklerle dolu olmasına rağmen hep 'biz' duygusuyla yaşadı. Kuşakdaşı bütün Ankaralı şairler gibi bize içten, katıksız ve unutulmaz bir imge bıraktı. Bir 'yalansız şair' imgesi.
Bir insan, bir dost olarak A.yı anlatmak istesem tek bir sözcük bile yeterdi. 'Zarif'' bir insan derdim. Gördüğüm en ince en zarif insan. Bunca acının, yobazlığın, kanın ve vahşetin içinden bu kadar zarif bir insan olarak gelinip geçilebiliyorsa bu hayattan, inanın bu dünya umutla doludur ve umutsuz bir çabayla bir şeyleri korumaya çalışmamıza değer.
Baskının en zor zamanlarında yapılan bir Sovyet Yazarlar Kongresinde, Pasternak ayağa kalkarak Şekspirin 30. sonesini okumaya başlamış, sonenin sonuna vardığında bütün yazarlar hep bir ağızdan okuyorlarmış şu son dizeleri.
'"O zaman ezer kalbimi derin acılar,
Bıkkınlıkla en baştan düşünürüm başıma gelenleri
Dökerim bütün hesabı önüme
Yeniden öderim, hiç ödenmemiş gibi.
Ama dostum bir an aklıma gelince yüzün,
Unuturum yitikleri, yok olur hüzün "
Adnan Azar'ın yüzü aklıma gelince hüznü değil zarafeti ve dostluğu hissediyorum.
Hakan SAVLI
A. sanki bir gecemüziği gibi ve sanki hepimize bilinçli bir uzaklık bırakarak yaşadı. Yanıbaşımızda hissetmemiz bundandır.
Bir ses olarak Adnan Azar'ı duymuş olanlar, insanın konuşurken nasıl sessiz jestler ve yumuşak ses yapraklarıyla dolu olabileceğini görür ve ürperirlerdi. Şair oluşu elinde değildi. Hiçkimse söylemese de anlaşılırdı.
Bir şair olarak Adnan' ı anlatmak istesem, bütünüyle arkadaşlarına aitti derdim. Şiiri çok özgün ve bireysel renklerle dolu olmasına rağmen hep 'biz' duygusuyla yaşadı. Kuşakdaşı bütün Ankaralı şairler gibi bize içten, katıksız ve unutulmaz bir imge bıraktı. Bir 'yalansız şair' imgesi.
Bir insan, bir dost olarak A.yı anlatmak istesem tek bir sözcük bile yeterdi. 'Zarif'' bir insan derdim. Gördüğüm en ince en zarif insan. Bunca acının, yobazlığın, kanın ve vahşetin içinden bu kadar zarif bir insan olarak gelinip geçilebiliyorsa bu hayattan, inanın bu dünya umutla doludur ve umutsuz bir çabayla bir şeyleri korumaya çalışmamıza değer.
Baskının en zor zamanlarında yapılan bir Sovyet Yazarlar Kongresinde, Pasternak ayağa kalkarak Şekspirin 30. sonesini okumaya başlamış, sonenin sonuna vardığında bütün yazarlar hep bir ağızdan okuyorlarmış şu son dizeleri.
'"O zaman ezer kalbimi derin acılar,
Bıkkınlıkla en baştan düşünürüm başıma gelenleri
Dökerim bütün hesabı önüme
Yeniden öderim, hiç ödenmemiş gibi.
Ama dostum bir an aklıma gelince yüzün,
Unuturum yitikleri, yok olur hüzün "
Adnan Azar'ın yüzü aklıma gelince hüznü değil zarafeti ve dostluğu hissediyorum.
Hakan SAVLI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

![Adnan Azar'ın Birinci Ölüm Yıldönümü
[Hakan Savlı'dan]
Bir şair olarak Adnan Azar'ı üç sözcükle anlatmak istesem 'bir caz sanatçısı' derdim. Türkçeyi bir müzik gibi kullanan, doğaçtan, aldırışsız, hesapsız ve kalbinden geldiği gibi akan bir caz.
A. sanki bir gecemüziği gibi ve sanki hepimize bilinçli bir uzaklık bırakarak yaşadı. Yanıbaşımızda hissetmemiz bundandır.
Bir ses olarak Adnan Azar'ı duymuş olanlar, insanın konuşurken nasıl sessiz jestler ve yumuşak ses yapraklarıyla dolu olabileceğini görür ve ürperirlerdi. Şair oluşu elinde değildi. Hiçkimse söylemese de anlaşılırdı.
Bir şair olarak Adnan' ı anlatmak istesem, bütünüyle arkadaşlarına aitti derdim. Şiiri çok özgün ve bireysel renklerle dolu olmasına rağmen hep 'biz' duygusuyla yaşadı. Kuşakdaşı bütün Ankaralı şairler gibi bize içten, katıksız ve unutulmaz bir imge bıraktı. Bir 'yalansız şair' imgesi.
Bir insan, bir dost olarak A.yı anlatmak istesem tek bir sözcük bile yeterdi. 'Zarif'' bir insan derdim. Gördüğüm en ince en zarif insan. Bunca acının, yobazlığın, kanın ve vahşetin içinden bu kadar zarif bir insan olarak gelinip geçilebiliyorsa bu hayattan, inanın bu dünya umutla doludur ve umutsuz bir çabayla bir şeyleri korumaya çalışmamıza değer.
Baskının en zor zamanlarında yapılan bir Sovyet Yazarlar Kongresinde, Pasternak ayağa kalkarak Şekspirin 30. sonesini okumaya başlamış, sonenin sonuna vardığında bütün yazarlar hep bir ağızdan okuyorlarmış şu son dizeleri.
'"O zaman ezer kalbimi derin acılar,
Bıkkınlıkla en baştan düşünürüm başıma gelenleri
Dökerim bütün hesabı önüme
Yeniden öderim, hiç ödenmemiş gibi.
Ama dostum bir an aklıma gelince yüzün,
Unuturum yitikleri, yokolur hüzün "
Adnan Azar'ın yüzü aklıma gelince hüznü değil zerafeti ve dostluğu hissediyorum.
Hakan SAVLI](https://scontent-a-ams.xx.fbcdn.net/hphotos-xpa1/v/t1.0-9/10906148_10153016270254860_3456386152102255581_n.jpg?oh=dcd5899da66f693efa40b9d62aa90cba&oe=55308B48)